Net Sayfam

Sizin Sayfanız

Hz Muhammet (s.a.v)

Yazan: admin Tarih: Kas 28th, 2008 | Kategori:: Biyografi, Ders - Ödev - Tez, Dini Konular


Çanakkale Savaşları

Yazan: admin Tarih: Kas 28th, 2008 | Kategori:: Biyografi, Ders - Ödev - Tez

Çanakkale SavaşlarıÇanakkale Savaşları, Birinci Dünya Savaşı içinde, tarihin en kanlı bölümü olarak bilinir. Türk’ün sayısız zafer, şan ve şerefle dolu tarihinin en parlak sayfasıdır. I.Dünya savaşı’ndan kısa bir süre önce, 1911-1942 yıllarında Osmanlı Devleti son Afrika topraklarını İtalya’ya kaptırmış, 1912-1913 Balkan Hezimeti ise, Rumeli’deki son Türk hakimiyetini silip süpürmüştür. Bulgar Ordularının İstanbul kapılarını zorlaması, 500 yıldır Türk olan Rumeli’nin kaybı, İstanbul ve boğazların güvenliğinin tehlikeye girmesi, o zamanın devlet adamlarında siyasi yalnızlığımızın tabii bir sonucu olarak değerlendirilmiştir.
Dolayısıyla I. Dünya Savaşı’na rastlayan günlerde Osmanlı devleti yalnızlıktan ve emniyetsizlikten kurtulmak fakat, Balkan savaşının kötü hatıralarının tesiri altında kalan her iki blokta Türk ittifakını küçümsemişler ve bu ittifakın kendileri için bir yük olmasından endişe etmişlerdi. Ancak, Alman İmparatoru, her iki blok arasındaki savaşta, Osmanlı devletinin hiç değilse bir kısım düşman kuvvetini meşgul edebileceği gerekçesiyle müdahale etmiştir.
Bu suretle Osmanlı devleti, kaderini alelacele, 2 Ağustos 1914′te “Üçlü ittifak’a bağlamıştır. İşte Çanakkale Zaferini yaratan kuvvet. 1914 yazında küçümsenen değeri hakkında yanlış teşhis konan bu TÜRK ORDUSU’dur. Avrupa’da savaş bütün şiddetiyle sürerken, hareket harbinin yerini siper harbi almıştır. Bu cephede yarma yapmak ve kesin sonuç almak son derece zorlanmıştır. Halbuki “üçlü itilaf”ın askere gücü günden güne artmaktadır.


Yazinin tamamini oku →


Hakaret Ve Acizlik

Yazan: admin Tarih: Kas 27th, 2008 | Kategori:: Dini Konular

Hakaret Ve AcizlikHakaret Ve Acizlik

Eğer bir kişi size hakaret ediyorsa o kişi size karşı acizdir.
Çünkü artık size sözle ya da başka bir itamla kendini savunamıyordur yapacağı tek bir şey kalmıştır size hakaret ederek kendini haklı duruma getirmek ya da sizin sözleriniz ya da şekil hatta geçmişte yapmış oldunuz hataları size karşı kullanarak alay etmeyi tercih edebilir hatta daha ileri giderek sizinle kavga etmeyi deneye bilir. Böylesi kişiler artık kendini savunacak bir şey bulamadığı için tek çıkar yolu bunu görmektedir. Böylesi insanlar kibirli, kendini beğenmiş kişilerdir. Kendini ondan üstün göstermek için hiçbir şeyden kaçınmaz. Karşı tarafın ne şekil ne duruma düştüğü onların umurlarında bile olmaz.
Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki: “Kalbinde bir hardal tanesi kadar kibir bulunan kimse cennete giremez. Tabi bunu kibirli kişi asla düşünmez kendini dünya işlerine kaptırmıştır. O kişiler bilmezler ki âhıret hayatını maffetiniğini bilmez. Bu kişilere ise gösterilen saygının kişinin hakaret etmesin diye ya da korku yüzünden saygı gösteriri lir.


Yazinin tamamini oku →


Eğrelti otu

Yazan: admin Tarih: Kas 27th, 2008 | Kategori:: Ders - Ödev - Tez, Sağlık

Eğrelti otu(Farn / Farnkraut / Fougére / Fern Nepkrodium filixmas / Dryopteris filis mas / Fougere male / Filicis rhizoma) Bu sinifta bulunan 170 cins, 9000 tür bitki yaklasik olarak dünyanin her tarafina yayilmistir. Türlerinin çogunlugu tropik bölgelerde yetismektedir. Egreltiotlarinin birkaç santimetre büyüklükte olanlardan, agaç sekline kadar çesitleri vardir. Bugün yasayanlarin çogunlugu, çok yillik otsu bitkilerdir. Bunlarin topragin yüzeyine yakin, ona paralel büyüyen sürünücü veya yukari yönelen kökçükleri vardir. Hemen bütün egreltiotlarinda, yapraklar tomurcuktayken içe dogru kivrilmistir. Kartal egreltisi, Venüs saçi, erkek egreltiotu, geyik dili, kaya egreltisi memleketimizde bulunan egrelti çesitleridir. Bu egrelti çesitlerinden erkek egreltiotu tipta kullanilir.
Erkek Egrelti otu (Dryopteris filixmas): Mutedil bölgelerin rutubetli yerlerinde, orman altlarinda, kayalar arasinda yetisen 50-70 cm boylarinda, çok senelik, otsu zehirli bir bitkidir. Toprak alti gövdesi 10-40 cm uzunlugunda olup, dis kismi eski yaprak izleri veya kâideleri ile kaplidir. Alt tarafinda siyah renkli, ince kökler tasir. Ilkbaharda rizom gövdesinin ucundan kendi üzerine sarilmis olan genç yapraklar çikar. Yapraklar gelisince açilir. Yapraklar uzun sapli olup sapin kâidesi siskindir. Yapraklarin alt yüzlerinde spor keseleri vardir. Mutedil bölgelerin rutubetli yerlerinde, orman altlarinda, kayalar arasinda yetisen 50-70 cm boylarinda, çok senelik, otsu zehirli bir bitkidir. Toprak alti gövdesi 10-40 cm uzunlugunda olup, dis kismi eski yaprak izleri veya kâideleri ile kaplidir. Alt tarafinda siyah renkli, ince kökler tasir. Ilkbaharda rizom gövdesinin ucundan kendi üzerine sarilmis olan genç yapraklar çikar. Yapraklar gelisince açilir. Yapraklar uzun sapli olup sapin kâidesi siskindir. Yapraklarin alt yüzlerinde spor keseleri vardir.


Yazinin tamamini oku →


Lale Devri

Yazan: admin Tarih: Kas 27th, 2008 | Kategori:: Ders - Ödev - Tez

Lale DevriTürkiye Tarihinde 1718-1730 yılları arasındaki döneme, Meşrutiyetten sonra verilen ad. Bu devirde İstanbul’da Lâle zevki artıp, yetiştirilmesi yaygınlaşmıştır. Devlet adamları dahil, İstanbulluların bahçelerinde lâle yetiştirip zevk edinmelerinden dolayı şair ve tarihçiler tarafından bu yıllara “Lâle Devri” denilmiştir.

Lâle Devri, Osmanlı Sultani Üçüncü Ahmet Hân (1703-1730) ve Vezir-i âzam Nevşehirli Damat İbrahim Pasa zamanında Osmanlı-Rus-Avusturya-Venedik harplerinden sonra imzalanan Prut ve Pasorofça Antlaşması ardından başladı. Yıllarca süren harpler ve isyanlardan bıkmış olan ahali, antlaşmalardan sonra korku ve endişeden uzak bir hayat sürmeye başladı. İstanbul’da sünnet ve düğün merasimleri artarak, mevsimine göre kir, deniz seyahatleri ve helva sohbetleri tertiplendi. Padişah dahil, devlet adamları, baharda, Lâle mevsiminde Sa’dâbâd, Şerefâbâd Bag-i Ferah, Emnâbâd, Hüsrevâbâd, Hümayunâbâd. Kasr-ı Süreyya, Vezirbahçesi köşklerinde, Tersane bahçesi, Çırağan Bahçesi, Beşiktaş Yalılarına giderlerdi. Devlet adamları, ahali ve çiçekçi esnafı, iki yüzden fazla lâle çeşidi yetiştirip, bu bitkiye karşı alâka artmıştır. “Mahbud”, devrin en meşhur ve pahalı lâle çeşididir.

İstanbul basta olmak üzere bütün memleket sathında park, bahçe tanzimi, köşk, saray, çeşme, sebil, imaret, medrese, kütüphane ve camiler dahil pek çok sanat eseri yapıldı. İnsa ve tamir edilen sanat eserlerinin süslenip, tezyini için İstanbul’a çini fabrikası kuruldu. Bugünkü Nevşehir, bu devrin eseridir. Yine bu devirde, on altıncı yüzyıldan beri İstanbul’da ve diğer Osmanlı şehirlerinde Arapça, Ermenice, İbranice, Rumca kitap basan matbaaların ardından, Seyh’ül-Islâm Abdullah Efendi’nin fetvası ile Osmanlıca kitap basımı da serbest oldu. Matbaada basılacak kitapların kontrolü için de âlimler vazifelendirildi. İstanbul’da bulunan ve bütün dünyada kıymetli eserlerin yazılmasını sağlayan doksan bin kadar hattatın durumları dikkâte alınarak ilk zamanlar dinî kitap basılmadı. Hattatlıkla uğraşan kalem ehlinin bir kısmı matbaada tab islerinde musahhilik yaparak zamanla denge sağlandığından dinî kitapların da basımına geçildi. Matbaanın ve hattatların ihtiyacını karşılamak için kâğıt fabrikası kuruldu. Avrupa ile münasebetler arttırılıp, Viyana’ya konsolos tayin edilerek, çeşitli başşehirlere dostluk nameleri gönderildi.

Yazinin tamamini oku →


Page 5 of 42« First...«34567»...Last »